30 Ekim 2012 Salı

EBRU SANATI

Ebru, kitreyle yoğunlaştırılmış su üstünde, özel hazırlamış boyalarla oluşturulan desenlerin kâğıt üzerine geçirilmesi yoluyla yapılan bir süsleme sanatıdır.


Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle beraber bu sanatın doğu ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu düşünülmektedir. Bazı İran kaynaklarında Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Bazı kaynaklara göre de Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Batıda ebru "Türk Kağıdı" ya da "mermer kağıt" olarak adlandırılmaktadır.

Ebru, geven otunun özsuyundan elde edilen kitre veya deniz kadayıfı bitkisi (kerajin) ile kıvamı arttırılmış suyun üzerine, içine öd katılarak suyun dibine çökmeyecek hale getirine boyaların serpilmesi ve su yüzeyinde meydana gelen şekillerin olduğu gibi ya da biz adı verilen metal uçlu bir aletle müdahale edilerek bir kağıda geçirilmesi yoluyla yapılır.

Ebru sanatının köklerinin 9. ve 10. yüzyıla kadar uzandığı varsayılmaktadır. Bilinen o ki, bu sanat, kağıdın tarih sahnesine girmesiyle gelişmiştir. 10.yüzyılda Çinli bürokrat Su Yijian (MS 957-995) Fırça, mürekkep, mürekkep taşı ve desenli kağıdı " Wen Fang Si Pu (Çalışmanın dört hazinesi) " olarak kaydetmiştir. Çin'de liu-şa-cien (流沙箋), XII. asırdan itibaren Japonya'da suminagaşi (墨流し) ve beninagaşi (紅流し) isimleriyle yapılan bir takım çalışmaların mevcudiyeti, daha sonraki asırlarda Çağatay Türkçesi'yle ebre (ابره) adını alarak Türkistan'da ortaya çıkan bu sanatın tarihi gelişimi hakkında, müphem de olsa bir fikir vermektedir. Türkistan'dan en geç 16. asır başlarında İpekyolu'nu takiben İran'a geçişinde ebri (ابری) olarak isimlendirilen bu sanat, görünüşüyle gerçekten bulut kümelerine benzer şekiller taşıdığından, buluta nisbet ifade eden bu Farsça ismi doğrulamaktadır. Osmanlı ülkesinde de revaç bulan aynı isim, telaffuz zorluğundan son yüzyılda Türkçe'de ebru'ya dönüşmüştür. Galat olmakla beraber, kaş gibi şekiller de ihtiva ettiğinden, bu sanata ebru denilmesi bir çelişki sayılmamalıdır; çünkü ebru kelimesi Farsça'da kaş manasına gelmektedir. XVI. asır ortalarında Mir Muhammed Tahir (میر محمد طاهر) tarafından Hindistan'da yapılmaya başlandığı rivayet olunan ebruculuk, buradan İran'a ve sonra da İstanbul'a kadar yayılmıştır. Aynı yüzyılın sonlarında, İstanbul'dan Avrupalı seyyahlar tarafından kendi memleketlerine götürülen ebru kağıtları önce Almanya'da, sonra da Fransa ve İtalya'da mermer kağıdı veya Türk mermer kağıdı, hatta sadece Türk kağıdı adıyla tanınıp benimsenmiş ve oralarda da yapılmaya başlanmıştır. Zaman içinde İngiltere ve Amerika'ya da yayılan ebru kağıdı, her ülkenin sanat anlayışına göre bir başkalık gösterir. Bunda, kullanılan değişik malzemenin de rolü olmalıdır. Belgelenen en eski ebru örneği 16. yüzyıla aittir. Kağıdın süslenmesinde, kıt'a ve levhaların iç ve dış pervazlarında, yazma ciltlerinde yan kağıdı olarak sıkça kullanılmıştır. (Derman، M.Uğur Osmanlı Ansiklopedisi. C.11,s.189)Ebru hakkında Türkçe kaleme alınmış bilinen en eski eser, 1615'ten sonra yazılan "Tertib-i Risâle-i Ebrî" (ترطیبِ رسالۀ ابری) adlı yazma kitapçıktır. Günümüzde bilinen ebru tarzındaki eserler ilk kez Orta Asya - Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Ebrunun tarihi ile ilgili olarak sayın Uğur Derman (Türk Santında Ebrû), tarihi kestirilebilen en eski ebru olarak, üzerinde Mâlikî Deylemî’ye ait bir kıt’anın bulunduğu ve Gürcistan’da yazılmış olan 1554 tarihli bir ebruyu gösterir. Bu ebrunun, hafif ebru olarak yapılmış olması ve hafif ebrunun ancak belli bir ustalaşmadan sonra yapılabildiği gözönüne alınacak olursa, ebrunun orijinin çok daha eskilere dayandığı düşünülmektedir.
 
Osmanlı döneminde başlıbaşına bir sanat ve iş kolu olan ebruculuk, 20. yüzyıl başlarına gelindiğinde unutulma noktasına gelmiştir. Bu sanatın tekrar hayat kazanması, ebru sanatına 'çiçekli ebru'yu geliştiren büyük sanatçı Necmeddin Okyay sayesinde olmuştur. Okyay'dan sonraki büyük merhale Mustafa Düzgünman'dır.


Osmanlı döneminde başlıbaşına bir sanat ve iş kolu olan ebruculuk, 20. yüzyıl başlarına gelindiğinde unutulma noktasına gelmiştir. Bu sanatın tekrar hayat kazanması, ebru sanatına 'çiçekli ebru'yu geliştiren büyük sanatçı Necmeddin Okyay sayesinde olmuştur. Okyay'dan sonraki büyük merhale Mustafa Düzgünman'dır.

James Bond film Skyfall


Fall Winter 2013: Kitting dreams


The Dolce&Gabbana Fall Winter 2013 collection is strong on tailoring with a baroque yet restrained feel. The knitwear pieces embody the quiet opulence of the collection.


Old time glamour, 19th century strict occasion wear, sharp tailoring, hand finishes and yes, baroque inspired embroidery all feature prominently in the Dolce&Gabbana Fall Winter 2013 Menswear Collection. Its, rich and opulent, yet restrained and wearable. The small details like scuffed shoes, distressed trims and almost ripped up lapels lend the collection a feel of something unearthed in a treasure trove of fashion. The elaborate embroidery and the elegant tailoring stole the show, but the knitwear, in many ways embodies the essence of the collection.

Mix and matching has been part of the Dolce&Gabbana’s DNA since the brand’s conception, and here, we see it revisited for the FW13 collection. Thick felt herringbone fabric trimmed with ribbed light grey wool. There is something so easy and effortless in the look, but the truth is that the garment is highly finished.

Still on the note of mix and matching, here Prince of Wales print felt is mixed with ribbed wool and elaborate gold embroidery which is then hand treated to give the threat a worn out colour. Again, show stopping, opulent and luxurious, yet basic in its materials and concept- like the best garments from the past.

Occasion wear is a cornerstone in the FW13 collection: there is something perfect for every moment of the day. From business attire, to lounge pyjamas through to ornate eveningwear. Somewhere between the latter two, this cable knit ensemble of carrot shaped trousers and maxi belted cardigan is cosy and elegant.

You’re a fan of the baroque embroidery but think it may be a little too visually charged? Here’s the solution. Beautiful golden ringlets akin to gilded venetian stucco adorn this very special piece of knitwear. Opulent yet understated, wear it underneath a blazer or on its own with jeans.

The cardigan in some way is the new blazer. Cosy and sophisticated it’s less rigorous than the tailored blazer yet it solves many styling dilemmas. With tweet carrot shaped trousers, a white shirt and a dandyish bow tie it’s a perfectly fashionable semi formal look.

If you fancy a little more pazazz match an embroidered bolero jacket to a moss stitched jumper. The different embroidered patterns all match beautifully and they can be layered and the look can be personalized depending on the amount of opulence you want to display.

The Dolce&Gabbana Fall Winter 2013 collection is rather busy, so when wearing some of these magnificent embroidered pieces, simple is best. A v neck dark grey fine knot jumper is exactly what you need.

Crafted, and demure, this moss stitched jumper is very beautiful. Truly reminiscent of times gone by, everything about the item, from the colour to the type of stick is perfect for this old world collection.

Dolce&Gabbana are big on underwear as outerwear for women, and in this collection we see it creep into menswear too. This button collar fine knit ribbed long sleeve jumper is a perfect passe partout for the winter season.




 Styled by: Yuri Ahn
Written by: Valentina Zannoni









Walk on the casual side of your style.


A classic military trench coat

A classic military trench coat crafted from an innovative wool twill. The fabric is burnt and brushed to create a clean, compact finish, while staying true to a traditional military aesthetic - Available at Burberry 121 Regent Street

Haute Couture Fall-Winter 2012-13

Kati Nescher in the ELIE SAAB Haute Couture Fall-Winter 2012-13 wedding dress shot by İnez & Vinoodh and styled by Emmanuelle Alt for the November issue of Vogue Paris.